Hoşgeldiniz: Damlalar.Net -Her Damlada Bir Nefes!
HomeYour AccountDownloadsForumsSubmit NewsTopicsTop 10
Hoşgeldin Misafir |  Kayıt Ol |  Giriş |
 İslami Forumları
     İslami Site
     Dini Site
     Forumlar
     Hesabınız
     Mesajlarınız
     Videolar
 Genel Bilgiler
     İslam Tarihi
     İlmihal Bilgileri
     Elif-ba
     Kur'an Meali
     Kur'an Tefsir
     Kur'an Mucizeleri
     Kur'an ve Bilim
     Kur'anı Anlatan Ayetler
     Dua İle İlgili Ayetler
     Hadis Deryası
     Peygamber Efendimiz
     Efendimiz'in Hanımları
     Dualar
     Mezhep Nedir?
     İtikadi Mezhepler
     Fıkhi Mezhepler
     Sahabelerin Hayatı
     Evliyaların Hayatı
     Kıyamet Alametleri
     Mesneviden Hikayeler
     Dini Hikayeler
     Dini Sözlük
     İslam Ansiklopedisi
     Fıkıh Ansiklopedisi
     Aile Ansiklopedisi
     Rüya Tabirleri
     Dini Terimler
     İsimler Sözlüğü
     Erkek Çocuk İsimleri
     Kız Çocuk İsimleri
     Şifalı Bitkiler
     Kıyamet Günü
     Bilgisayar
 Site Genel
     Haber Gönder
     Haber Arşivi
     En İyiler
     Üye Hesabı
     Üye Günlüğü
     Üye Listesi
     Dost Siteler
     Tavsiye Edin
     İletişim

Fikih Ansiklopedisi
· MALİKİLERE GÖRE AVRET

· KADINLARLA İLGİLİ BAZI GENEL BİLGİLER

· İSLAM'A HİZMET ETMEK GAYESİYLE OKUDUĞUNU SÖYLEYEN BİR BAYAN BAŞÖRTÜSÜNÜ ÇIKARTARAK OKUYA BİLİR Mİ?

· CİLBÂB

· UNUTKANLIK

· MÜŞÂREKE (ORTAKLIK)

· HAFAZA MELEKLERİ

· BALKONDA TESETTÜR


[Tüm Veriler]

Toplam 1435 Konu

MUCİZE


MUCİZE




Kudret'in karşıtı olan "acz" kökünden if'al babında "i'caz" masdarından türetilen bir
ism-i fail olarak "âciz bırakan, karşı konulamayan, benzeri yapılamayan, hârika" anlamında bir
terim. Kur'ân-ı Kerim'de, "mucize" anlamında çok defa, "âyet, âyât, beyyine, delil ve delâil"
kelimeleri kullanılmıştır. Âyet; belli olan bir alâmet, bir şeyi ispat eden delil veya işaret demektir.
O halde genel olarak mucize ya bir işaret, delil ve ispat manâsına; veya "ilâhî bir haber" yahut
"tebliğ edilen kelâm" anlamına gelir. Birinci manâ, mucizenin dinî bir terim olarak yapılan tarifine
daha uygundur. İkinci manâ içine, çok defa Kur'ân âyetleri, bazen de bizzat Kur'an-ı Kerim
girmektedir. Bu kelimenin, hem ilâhî bir haber olan Allah'ın kelâmı Kur'ân-ı Kerim, hem de, onu
tebliğ eden Peygamber (s.a.s)'in risaletini ispat için kullanılmasında önemli bir hikmet vardır. O
da; ilâhî bir kelâm ve hidâyet rehberi olan Kur'an-ı Kerim'in hak ve gerçek olduğuna bizzat
kendisinin en kuvvetli bir delil olmasıdır. Nitekim Peygamber Efendimizin her devirde geçerliliğini
koruyan en büyük (aklî) mucizesi Kur'ân-ı Kerim'dir. Gerçekte mu'cize; tabiat kanunları ve
âdetler üstü, fevkalâde, harika bir olaydır. Hak Teâlâ onunla inkârcıları, bir benzerini
getirmekten âciz bırakır; peygamber olarak seçtiği zâtı tasdik eder, peygamberlik iddiasının
doğruluğunu ispat etmek için onda âdetler üstü hârika bir şey gösterir. İşte bu, onun
peygamberliğini ispat eden bir delil yani bir mucizedir. Bir hârika olan mucizenin iki ana özelliği
vardır. Bunlardan biri; "meydan okumak" diğeri, inkârcıları "âciz bırakmak"tır. Ehl-i Sünnet
âlimleri, mucizeyi, kerâmet gibi diğer harikalardan ayıran unsur ve şartları dikkate alarak çeşitli
ifadelerle tarif etmişlerdir. Bunlardan en uygun ve açık olanı şöyledir; Mucize; Peygamberlik
iddiasında bulunan ve inkârcılara meydan okuyan zâtın bu iddiasının doğruluğunu tasdik etmek
için, Hak Teâlâ'nın, onun vasıtasıyla izhar ettiği ve onları bir benzerini 'mislini) yapmaktan âciz
bırakan, tabiat kanunları ve âdetler üstü harikulâde bir hadisedir (et-Taftazânî, Şerhul-Akâid
en-Nesefiyye; Kahire 1939, s. 459-460; Diğer tarif için bk. el-Cürcânî, Şerhu'l-Mevâkıf, III,177;
el-Cezirî, Tavdîhu'l-Akâid, 140).

Bu tariften anlaşılacağı üzere mucize, Allah'ın bir fiilidir.
Onu Peygamberi elinde yaratan ve gösteren, bizzat Allah (c.c) tır. Peygamberlik iddiasıyla
ortaya çıkan ve inkarcılara karşı meydan okuyan bir zatın elinde, onu inkâr eden herkesi aciz
bırakan böyle bir harika izhar edilmesi, peygamberlik iddiasını ispat ve tasdik manası taşır.
Çünkü peygamberin böyle bir harika göstermesi, "kulum, peygamberlik iddiasında sadıktır,
kendiside, tebliğ ettiği sözler de, doğru ve gerçektir" demektir. Tarifteki, "peygamberlik
iddiasında bulunmak" ve "meydan okumak" (tahaddi) şartlar, mucizeyi, Allah'ın salih kulları
olan evliyâ'nın gösterdikleri "kerâmet" adı verilen ve benzeri diğer fevkalâde hadiselerden
ayırır. Çünkü Allah dostları olan evliyanın, "peygamberlik iddiası" ve "meydan okuma" vasfı
yoktur. Onların gösterdiği kerâmetler, tâbi oldukları ve şerîatı üzere yaşadıkları peygamberlerin
bir tür mucizesi sayılır (Celâl ed-Devânî, Şerhu'l-Akâidi'l-Adudiyye, II, 277).

Mu'cize
sahih ve kabule şayan olması için, bazı şartları gerektirir.

1- Mucize, Allahu Teâlâ'nın fiili
olmalıdır. Çünkü Allah, fâil-i muhtar'dır; yani dilediğini yaratır. Ancak, kendi tarafından yaratılan
bir fiilin doğruluğunu tasdik eder. Meselâ, Hz. Musa'nın elindeki asayı yılana çevirmek, İsa (a.
s)'nın ölüyü diriltmesi gibi mucizelerdeki fiiller, Hak Teâlâ'nın irade ettiği ve yarattığı fiillerdir.
Bunların peygamberlere nisbeti mecazîdir.

2- Mucize, bilinen tabiat kanunları ve âdetler
üstü bir harika olmalıdır. Ancak o zaman o fiil Allah katından bir tasdik derecesine ulaşır. Tabiat
kanunlarına ve kâinatın normal nizamına göre meydana gelen (güneşin doğması gibi)
hadiselerde fevkalâdelik özelliği yoktur.

3- İtiraz edilmesi imkansız olmalıdır. Çünkü
icâz'ın fonksiyonu, karşı çıkan muarızların aczini ortaya koyarak onları susturmaktır.

4-
Mucize, Allah'ın tasdikine bir delil olarak, peygamberlik iddiasında bulunan zatın elinde
meydana gelmelidir.

5- Gösterilen mucize peygamberin iddiasına, yani yapacağını ilân
ettiği şeye uygun olmalıdır. İddiasına uymayan başka bir harika gösterse, mucize
sayılmaz.

6- İddiasına uygun olarak gösterdiği mucize, kendisini tekzip ederek
yalanlamamalıdır.

7- Mucize, iddiadan önce veya çok sonra olmamalı, peygamberlerin
sözünü (iddiasını) müteakip hemen meydana gelmelidir (el-Cürcânî, Şerhu'l-Mevâkıf, III,
177-179).

Mucizenin son şartına aykırı olarak peygamberlik iddiasından önce meydana
gelen harikulâde olaylar, mucize sayılmasa da, evliya'nın kerâmeti cinsinden bir harika sayılır.
Peygamberler, peygamberlik gelmeden önce, evliya derecesinde Allah dostlarıdır. Onlarda
peygamberlik yaklaştığında görülen fevkalâde hadiseye "irhas" denir. Bunlar, gelecek olan
peygamberliği tesis maksadıyla peygamber adaylarında görülen bazı
harikalardır.

Mu'cizenin Peygamberliğe Delaleti

Şartlarına uygun olarak
meydana gelen mucizenin peygamberlik iddiasında bulunan zatın peygamberliğine delâleti,
kat'î ve zarurîdir. Çünkü Hak Teâlâ'nın yalancı bir zatın elinde, böyle misli gösterilemeyen
fevkalâde bir mucize izhar etmesi aklen imkânsızdır. Zira bu, yalancı bir kimseyi tasdik etmek
olur. Yalancıyı tasdik etmek kötü bir fiil olduğundan, Hak Teâlâ hakkında muhaldir. Gerçek
şudur ki; peygamberlik denince, iki ana esas akla gelir. Birincisi; Allahu Teâlâ'nın büyük bir
lütfu olan ilahî vahye mazhar olmak ve onu tebliğ ederek insanları dünya ve âhiret saadetine
ulaştırmak; İkincisi ise, peygamberliği ispat eden ve onu tasdik eden "Mucize" göstermektir.
Şayet peygamberler, kudreti herşeye yeten Hak Teâlâ tarafından teyid edilmeseler; yani onlara
inkârcıları aciz bırakan mucizeler verilmese idi, Allah'ın Rasûlü olduklarına kimseyi
inandıramazlardı. Mucize göstermek o zatın peygamberliğini bilfiil tasdik etmek, "doğru söyledin,
sen hak peygambersin" demektir. Buna, günümüzde şöyle bir örnek verilebilir: Nasıl ki bir
devletin elçisi gittiği devlet başkanına, yalnız elçilere mahsus olan "güven mektubu" sunarak,
kendi devlet başkanının sefiri olduğunu ispat eder ve kendine inandırırsa; peygamberler de,
kesin bir delil sayılan "mucize" göstererek, Allah'ın Rasûlü olduklarına, kendi milletlerini
inandırmış olurlar.

Peygamberler, eğer mucize ile desteklenmemiş olsalardı, sözlerini
kabul etmek ve onları tasdik etmek gerekmezdi. Peygamberlik davasında sadık (doğru ve
samimî) olan ile, kâzip (yalancı) olan birbirinden ayırdedilemezdi. Mucize gösterilince, iddia
sahibinin doğru söylediği ve peygamber olduğu kesin olarak anlaşılmış olur. Çünkü Hak Teâlâ,
mucizenin hemen ardından; onu görenlerde, peygamberin sâdık, sözünün doğru olduğuna dair
bir bilgi yaratır. Bu bilgi, şu benzer olaydaki gibi şöyle hâsıl olur: Bir zât, bir topluluğa gelerek;
"Ben, şu kralın size gönderdiği elçiyim" dese, sonra orada bulunan krala dönerek, "Eğer beni
kendine elçi tayin etmekte sadık isen, âdetine muhalefet et; üç defa yerinden kalk ve âdetine
aykırı bir yere otur" dese, kral da bunu yapsa; toplulukta, o zâtın doğru söylediği, kralın elçisi
olduğu hususunda zorunlu ve kesin bir bilgi hasıl olur" (Fazla bilgi için bk.
Şerhu'l-Akâidil-Nesefiyye, 460, el-Cürcânî, Şerhu'l-Mevâkıf, III, 181, 182).

Burada
önemli bir hususu belirtmek, konumuza daha açıklık getirecektir. Bazı kişilerin ilmini ve usûlünü
öğrenerek yaptıkları sihir, asla bir çeşit mucize sayılmaz. Çünkü sihir, normal bir insanın maddî
gücü dışında görünse de, insanın ruhî, nefsî ve ilmî gücü ve takatı dışında olağanüstü bir
hadise vasfında değildir. Şayet öyle olsaydı, sihir de (mucize gibi vehbî) öğrenilemez ve bir
sanat haline getirilemezdi. Mucize; insanların her türlü güçleri dışında kalan, çalışarak elde
edilemeyen ve ancak Hak Teâlânın yüce iradesi ve verdiği ilâhî güçle yapılan fevkalâde bir
hadisedir. Sihir gibi kesbî (çalışılarak) değil, vehbîdir. İlahîdir. Bu bakımdan, kötü maksatlarla
ve şerir kimseler tarafında öğrenilerek bir sanat ve geçim aracı haline getirilen sihirbaılık, dinen
haram kılınıp yasaklanmış ve büyük günahlardan sayılmıştır. Ayrıca çalışılarak elde edilen
sihirbazlıkla yapılan sihirlerde, peygamberlerin gösterdiği mucizelerde bulunan şartlar; yani
meydan okuma (tahaddi), insanları âciz bırakma ve peygamberlik iddiası yoktur. Bu gerçek
Kur'ân-ı Kerim'de birkaç defa açıklanan "Hz. Musa'nın mucize asası ile Firavunun sihirbazları
arasında geçen olaylarda çok açık olarak görülmektedir.

Bu bakımdan sihir mucizeye
benzemez; mucizenin peygamberliğe kesin ve zorunlu delâletini iptal eden bir engel sayılmaz
(Ali Arslan Aydın, İslâm'da İman ve Esasları, İstanbul 1990, 200, 201).

Mucizeye
Inanmanın Hükmü

Her müslümanın, Allahu Teâlâ'nın insanlara zaman zaman
göndermiş olduğu peygamberlerinin davalarında sadık ve haklı olduklarını ortaya koyan ve
Allah tarafından desteklendiklerini ispat eden mucizeler verdiğine inanması farzdır. Hiç bir
peygamber yoktur ki, Hak Teâlâ ona bir mucize ihsan ederek onu tasdik etmiş olmasın. Bu
husus, Kur'an'da adı geçen her peygamber hakkında indirilen müteaddid âyetlerle sâbit olmuş
ve onlara verilen mucizeler açıklanmıştır. O halde mucize gerçeğine iman; Kitap, Sünnet ve
İcmâ-ı Ümmet ile sâbittir. Kur'an'la sâbit olan "İsrâ" ve "İnşikâk-ı Kamer" gibi hissî ve kevnî
mucizeleri inkâr, küfrü gerektirir. Her Peygambere mucize verildiğine dair pek çok âyetler
olduğu gibi Peygamber (s.a.s)'in şu sahih hadisi de zikredilebilir: "Hiç bir peygamber yoktur ki
Ona insanların imanına sebep olan mucizeler verilmiş olmasın. Bana verilen mucize ise, ancak
bana vahyolunan bir vahiydir. Onun için kıyamet gününde ümmeti en fazla olan peygamber
ben olacağımı ümit ediyorum" (Buharî, Fezâilûl-Kur îın, 1; Müslim, İman,
239).

Peygamberlerin mucize göstermelerinin aklen de mümkün olduğuna en açık delil;
mucizeyi yaratan Hak Teâlâ'nın her şeyi yaratacak kudrette bir "Kâdir-i Mutlak" olmasıdır.
Çünkü; kâinatta, yerde ve gök yüzündeki canlı cansız varlıklar âlemine dikkatle bakılarak
ondaki incelik, şaşmaz düzen ve muhkem nizam incelenip düşünülünce, bütün bunların
yaratıcısı olan Hak Teâlâ'nın, peygamberlerini tasdik etmek maksadıyla gerektiğinde, herbirinin
elinde, ezelî ilmine ve küllî iradesine uygun olarak mucize adı verilen fevkalâde bir şey
yaratmasının aklen mümkün olduğu kolayca anlaşılır. Allah (c.c)'a, sonsuz kudret ve azametine
inanan herkes; mucizeye, onun aklen mümkin ve fiilen sâbit olduğuna tereddütsüz iman eder.
İnsanlık tarihi bu gerçeğin canlı örnekleriyle doludur.

Mucizenin Çeşitleri

Akâid
ve Kelâm ilmine ait muteber ana kaynaklarda mucizeler iki ana gruba ayrılmış, sonra her gruba
giren mucize(erin çeşitleri beyan edilmiştir. Bunlardan birincisi, "hissî ve kevnî mucizeler"; diğeri
ise, "aklî (manevî) mucizeler" dir.

Birinci gruba giren hissî ve kevnî mucizeler de,
mahiyet ve keyfiyet bakımından iki büyük grupta toplanır. Birinci grup; Hak Teâlâ'nın elçileri
olarak seçtiği üstün vasıflı şahsiyetler olan peygamberlerin mümtaz zatları ve kâmil sıfatları ile
ilgili fevkalâde haller, üstün meziyetler, yüce tecellî ve özelliklerdir. İkinci grupta ise;
peygamberlerin zat ve sıfatları dışında meydana gelen ve her peygambere verilen, o zamanki
insanların duyu organları ile müşahade ettikleri tabiat üstü olaylar hissî ve kevnî mucizeler
grubuna girer. Bunlar her peygamberin peygamberliğini ispat etmek için Allah'ın izniyle
gösterdiği, o zamanki insanları âciz ve hayran bırakan ve o devirde en inandırıcı görünen
fevkalâde eşsiz hâdiselerdir. Bazı alimler, özellikle Peygamber (s.a.s) tarafından vahye ve
Kur'an âyetlerine dayanarak haber verdiği, geçmişe ve geleceğe ait hadiselere, "Mu'cizât-ı
Haberiyye" adı vererek bunları aynı türde mucizeler olarak mütalaa etmişlerdir. Başta
Hâtemül-Enbiya Hz. Muhammed (s.a.s) olmak üzere, Allah'ın sevgili ve mümtaz kulları,
insanlığın hidâyet rehberleri ve gerçek eğitici ve öğreticileri olan ve bizzat Allah (c.c) tarafından
terbiye edilen peygamberlerin mümtaz zat ve kâmil şahsiyetleri, onlar hakkında her müslümanın
inanması gereken kemal sıfatlar, onların peygamberliğini ispat eden zâtî
mucizelerdir.

Gerçek şudur ki; başta Hz. Muhammed (s.a.s) olmak üzere, bütün
peygamberlerin herkese güven ve emniyet veren güçlü ve dürüst şahsiyetleri, sağlam karakter,
güzel ahlâk, cesâret ve istikametleri, parlak zekâ ve dirayetleri, elde ettikleri eşsiz başarılar,
sahip oldukları belağât ve fesahatları gösterdikleri, hissî mucizelerden daha tesirli ve açık
olarak, herbirinin, Allah'ın Rasûlü olduğuna kesinlikle delâlet etmektedir.

Hissî ve
Kevnî Mucizeler

Peygamberlerden bahsedilince akla gelen ve Kur'ân-ı Kerim'de bazı
peygamberlerin gösterdiği bildirilen mucizeler, genellikle bu çeşit hissî ve kevnî mucizelerdir.
Her peygamber, Hak Teâlâ'nın elçisi olduğunu ispat etmek için genellikle göze hitap eden
hissî mucizeler göstermiştir. Bu fevkalâde hadiseler, her peygamberin içinde yaşadığı dönem
gereği ve insanların anlayışına göre emsalsiz sayılan ve başkalarının benzerini yapmakta aciz
kalarak hayret edecekleri türden mucizelerdir. Mahiyet ve keyfiyeti bakımından hissî ve kevnî
olan bu mucizelerin çoğu Kur'ân-ı Kerim'de açıklanmıştır. Hz. İbrahim, Hz. Musa ve Hz. İsâ ve
Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s)'in gösterdiği ve Kur'ân-ı Kerimle sâbit olan bu tür
mucizelerden bazılarını şöyle özetlemek mümkündür:

1- Hz. İbrahim (a.s)'ın, Bâbil
hükümdarı Nemrut tarafından-mancılıkla-ateşe atıldığı halde yanmayarak kurtulması.

2-
Musa Peygamberin elindeki asanın, Firavunun sihirbazlarının yaptıklarını yutan bir ejderha
haline girmesi, sonra eski haline dönmesi. Aynı asayı Hz. Musa'nın Kızıldenize vurmasıyla,
denizin yarılması... Böylece Hz. Musa, yanındaki İsrâil oğullarıyla karşı sahile geçerek
kurtulmuşlar, deniz eski haline dönmüş ve Firavn yanındakilerle beraber boğulmuştur.

3-
Hz. İsa (a.s)'nın, Allah'ın izniyle ölüleri diriltmesi, hastalara dokunarak onları iyi etmesi gibi
fevkalâde hadiseler, birer hissî mucizedir.

Rasulullah (s.a.s) Efendimizin pek çok hissî
ve kevnî mucizeleri vardır. Bunlardan Kur'ân-ı Kerim'de zikredilen ve tevâtür derecesine
ulaşan sahih hadislerle sâbit olan ikisi şunlardır:

1- İsrâ ve Mirac mucizesi: Kur'ân-ı
Kerim, İsrâ sûresinde; "Kulunu (Muhammed'i), ona âyetlerini göstermek üzere, bir gece
Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksâ'ya götüren Allah'ın şânı ne yücedir..." (el-İsrâ, 17/1)
buyurulmuştur. Peygamberimiz (s.a.s) Efendimiz, ilâhî emir üzerine Cebrail (a.s)'ın refakatinde
bir gecenin belirli bir kısmında, Mekke-i Mükerremedeki Mescid-i Haram'dan, Kudüs'te bulnan
Mescid-i Aksa'ya süratle götürülmüş; oradan da, yedi kat gökyüzüne yükseltilerek "sidre-i
Müntehâ" ya ve diğer yüce makamlara çıkarılmış; bir çok ilâhî lütuflara (Füyuıâtı Rabbâniyeye)
mazhar olduktan sonra, tekrar Mekke-i Mükerreme'ye ulaştırılmıştır, Buharî ve Müslim'in
Sahihlerinde mevcut meşhur bir hadise göre; bu mucize, Hicret'ten bir buçuk yıl önce Receb
ayının yirmiyedinci gecesi vuku bulmuştur. İsrâ'nın, ruh ve ceset birlikte tahakkuk ettiğinde
icmâ vardır. İsrâ hadisesi, yukarda kaydedilen âyetle sâbit olduğundan, inkâr eden kâfir olur.
Mirac hadisesinde de, icmâ-ı ümmet varsa da, keyfiyetin de, yani oluş şeklinde ittifak
olunmamıştır. Ancak âlimlerin büyük çoğunluğuna göre, Mi'rac ta, ruh ve ceset birlikte ve
uyanık olarak tahakkuk etmiştir. Bu hadise, Rasulü Ekrem Efendimiz'in en büyük hissî
mucizesi olarak kabul edilmiştir (Ayrıca bk. İsrâ ve Mirac maddesi).

2- İnşikâk-ı Kâmer,
Ay'ın ikiye bölünmesi mu'cizesi: Peygamber (s.a.s) Efendimizin bu büyük hissî mucizesi de
Kur'an'la sâbittir. Nitekim; Kamer sûresinde (54/1): "(Kıyâmet)saat(i) yaklaştı, ay (ikiye) bölündü
(yarıldı)" buyurulmuştur. Bazı sahih hadislerde nakledildiğine göre; müşriklerden bir grup, bir
mucize olarak, ayın iki kısma ayrılmasını, Rasul-i Ekrem (s.a.s)'den istediler. Hz. Peygamber
(s.a.s) da, Allah'u Teâlâ'ya yönelerek niyazda bulundu. Ay, Allah'ın kudret ve izniyle derhal
ikiye ayrıldı; bir kısmı Hıra dağı üzerinde, diğer kısmı ise, aşağıda ve tam karşısında görüldü.
Müşrikler, inat ve tekebbürlerine kapılarak bu büyük mucizeyi inkâr ettiler ve "Bu, ancak bir
sihirdir" dediler. Şayet bu mucize, diğer Mekkelilerce de görülmemiş olsaydı, ona delâlet eden
âyetle tekzip edilmiş olur ve kimse Hz. Muhammed (s.a.s)'e iman etmez, hattâ inananlardan
irtidat edenler bile olurdu. Halbuki böyle bir şey olmamıştır (bk. Ay mucizesi mad.)

Aklî
Mucizeler Aklî mucize, akla ve vicdana hitab eden ve her devirde geçerli olan olağanüstü
eşsiz bir harikadır. Bu tür mucizeye en canlı örnek, yalnız Rasulullah (s.a.s) Efendimiz'e verilen
ve onun en büyük mucizesi sayılan Kur'ân-ı Kerim'dir. Çünkü o, her zaman ve mekanda onun
peygamberliğini simgeleyen en etkili mucizedir. Daha önceki peygamberlere verilen hissî
mucizelerin fonksiyonu Kur'anla sona ermiş; onların, hatıralarda anılan tarihî fevkalâde bir olay
olmaktan öte, artık bir etkisi kalmamıştır. Böyle bir aklî mucizenin, peygamberimiz Hz.
Muhammed (s.a.s) Efendimize verilip, daha önceki peygamberlerin hiç birine bir benzerinin
verilmemesinin hikmeti; onların peygamberliklerinin bir sonraki peygamberin gönderilişine kadar
ki belirli zamana ve belirli bir millete mahsus olmasıdır. Hz. Muhammed (s.a.s)'in peygamberliği
ise, kıyamet gününe kadar bâki olduğu için, ona; bütün insanların peygamberi olduğuna
tanıklık edecek Kur'ân-ı Kerim gibi, her devirde geçerli, aklî ve eşsiz bir mucize verildi.
Kur'an'ın pek çok olan icaz yönleri, genel olarak şu iki kısımda toplanarak
özetlenebilir:

1- Bütün insanları hedef alan i'câzı: Kur'an'ın o zamana kadar
duyulmayan, adı sanı bilinmeyen gaybî hakikatlerden haber vermesi ve bunların aynen çıkması.
Aynı şekilde, geçmiş ümmetlerden ve onların kıssalarından bahsetmiş olması da, Kur'ân'ın
icazına örnek sayılır. Ayrıca, bütün devirlerde, her yerde ve her millete uygulanabilen genel ve
eşsiz bir hukuk sistemi ortaya koyması da, ilmî bir mucizedir. Çünkü Hz. Muhammed (s.a.s)
ümmî idi, okuması yazması yoktu. Onun herhangi bir âlim ve mürşidden ders almadığı, hukuk
ve kanun okumadığı tarihen sâbittir. O halde, böyle ümmî bir zâtın, Kur'ân-ı Kerim gibi, Arap
belâgat ve fesâhatının zirvesinde olan ilahî hikmetlerle dolu eşsiz bir hukuk sistemini, kendi
karihâsından meydana getirebilmesi mümkün müdür? İşte Kur'ân-ı Kerim'in bu yöndeki icazını
ve onun büyük bir mucize olduğunu aklı selim sahibi herkes rahatlıkla kavrayabilir.

2-
Kur'ân-ı Kerim'in Araplara yönelik bulunan icazına gelince; bu Kur'ân'ın ilâhî lâfzının, "nesir"in
alışılmış uslub ve yöntemleriyle tam tamına uyuşmayan; "şiir" in bilinen vezinleriyle de
bağdaşmayan kendine mahsus üstün ve parlak nazmıdır. Bunun yanında, Kur'an'ın hayret
verici, insanı teshir eden yüce bir belağatı ve eşsiz bir fesahatı vardır. O öyle yüce bir usluba
sahiptir ki; ondan, avam olsun, kültürlü olsun veya ihtisas sahibi bir âlim olsun, herkes mutlaka
faydalanır ve manevî zevk alır. Eşsiz bir uslup, geniş ve engin bir manâ hazinesi olan Kur'ân-ı
Kerim, asırlardır tekrar tekrar meydan okuduğu halde, Arap edebiyatı, belağat ve fesahat
üstadları bu güne kadar Kur'ân'ın bir benzerini yapmaktan âciz kalmışlardır. Nitekim bu konuda
Allah Teâlâ şöyle buyurur: "Eğer kulumuz (Muhammed)'e indirdiğimiz (Kur'ân)'dan şüphe
ediyorsanız, haydi siz de ona benzer bir sûre getirin. Allah'tan başka bütün şâhitlerinizi
(yardımcılarınızı) da çağırın; eğer doğru iseniz (bunu yapın) yok eğer yapamadınızsa, ki
yapamayacaksınız, o halde yakıtı insanlar ve taşlar olan, inkârcılar için hazırlanmış ateşten
sakının" (el-Bakara, 2/23-24). Başka bir âyette; "Deki: Andolsun eğer bütün insan(lar) ve
cin(ler) şu Kur'an'ın bir benzerini meydana getirmek için (biraraya gelip) toplansalar yine onun
bir benzerini yapamazlar" (el-İsrâ, 17/88) diye meydan okumuyor ve "Yoksa Onu uydurdu mu
diyorlar? Hayır, onlar inanmıyorlar. Doğru iseler, haydi onun gibi bir söz meydana getirsinler"
(et-Tur, 52/33-34) buyuruluyor.

Fakat bütün bu meydan okumalara rağmen onlar, hiç bir
şey yapamadılar ve Kur'ân'a cevap verme cesareti gösteremediler. Bu âyetler ve bütün
Kur'an, asırlardır, değişik anlayış ve inançta bulunan belâğat üstadlarına, şair ve edebiyatçılara
meydan okumaya devam ettiği halde, onunla kıyaslamaya yarayacak güzellikte herhangi bir
çalışma yapılamamıştır. İşte bu, gözlem ve deneye dayalı ilmî delillerle ortaya konmuş bulunan
gerçek, Kur'an'ın ilâhî icazını ve en büyük mucize oluşunu ispat eden belgedir.

Mucize
Dışındaki Diğer Harikalar Bunlar başlıca beş çeşit olup, şöylece özetlenebilir:

1- İrhas:
Peygamber olmaya namzet bir zatın, peygamber olarak gönderileceğine delâlet eden
olağanüstü bir hadisedir. Böyle fevkalâde bir hadise, o zata peygamberlik gelmeden önce
meydana gelir. Hz. İsa (a.s)'nın daha beşikte iken konuşması, bazı ağaçların ve taşların
Peygamber (s.a.s) Efendimize selâm vermesi, bulutun onu gölgelemesi gibi... İrhas da, mucize
gibi yalnız peygamberlere mahsus bir harikadır.

2- Kerâmet: İlâhî emirleri dikkatle yerine
getiren, günahlardan titizlikle sakınan ve Allahu Teâlâ'ya çokça ibadet ve taatla yaklaşan,
zühd ve takva sahibi bazı büyük zevatta görülen hârikalardır. Allah dostu veli ve evliya diye
anılan bu gibi zevâtın, gerektiği zaman "kerâmet" göstermesi, Ehl-i Sünnete göre haktır. Bir çok
hikmet ve faydalar vermesi ve etrafındakileri uyarması maksadıyla zühd ve takva sahibi bazı
salih mü'minlere verilen bu ilahî lütuf ve ihsan, onların tabi olduğu peygamberlerin bir mucizesi
sayılır. Kerâmet, mucize derecesine: veli de, nebinin derecesine asla ulaşamaz. Bu sebeble,
keramet peygamberlik davasıyla ve istenilen zamanda gösterilemez.

3- Meûnet (Yardım,
destek): Salih müslümanlardan olduğu halde, halk arasında hali gizli kalmış, iç âlemi
anlaşılmayan bilinmeyen; meczup bilinen veya saf dil görünen kimselerden, bir iddiada
bulunmadan meydana gelen bazı hârikalardır. Bu hal, sahibinin bazı belâ veya musibetten
kurtulmasına ve geçiminin kolaylaşmasına yardımcı olur. Karşılarındaki insanların aklından
geçenleri, maksat ve niyetlerini keşfetmek, bir çeşit meûnet sayılır.

4- İstidrac: Küfrü ve
fıskı açık olan bazı kimseler elinde, arzularına uygun olarak meydana gelen hârikalara "istidrac"
adı verilir. Bu, Allah Teâlâ'nın, inad, kibir, hased ve ihtirasları sebebiyle yola gelmeyen,
münkirlere istediği fırsatı vermesidir ki; kötülüğe ve günah işlemeye devam ederek, daha çok
azaba müstahak olmaları hikmetine dayanır. Bu gibi zâlim, fâsık ve inkârcı kimselerin dünya ile
ilgili isteklerine, kavuşmaları, arzu ve duaların kabulu, "istidrac" sayılır.

5- İhanet: (Hakir
ve zelil kılmak): Küfrü ve fıskı açık olan bazı kişiler elinde arzu ve isteklerine aykırı olarak
meydana gelen bir takım harika olaylardır. Bu hale "hizlan" adı da verilir. Bu tip yalancı ve
münkirler elinde meydana gelen menfi hârikalar, Hak Teâlâ'nın onları yalanlamak ve rezil
etmeyi dilemesi ile ortaya çıkar. Nitekim rivâyete göre; Peygamberlik, davasında bulunan
"Müseylemetü'l Kezzâb" diye anılan yalancı bir sapık, mucize göstermek maksadıyla tek gözü
kör bir adama gözü açılsın diye dua etmiş; adamın gören diğer gözü de kör
olmuş!

Sonuç olarak; hârika türlerinden, yalnız kerâmet ve irhas, sahibinin büyüklüğüne
ve yüksek derecesine delâlet eder. Sihir ise, dinen haram olup, yukarıda belirtilen sebeblerle,
bu hârika çeşitlerinden hiç birine girmez ve dinen hiç bir değer taşımaz. Sihirbazlar dinen
makbul kişiler değildir.

Mucizeler ile Harikalar Arasındaki Fark

En önemli farklar
şunlardır:

1- Mucize, ancak peygamberlik şerefine mazhar olan Allah'ın sevgili kullan,
mümtaz şahsiyetler tarafından ve davalarına uygun olarak meydana gelir. Diğer hârikalarda bu
şartlar bulunmaz.

2- Mucize, genellikle halkın istemesi üzerine gösterilir ve ortaya çıkar.
Bu esnada halka, "Bir benzerini de siz getirin" diye meydan okunur ve halk âciz kalarak bir
benzerini yapamazlar. Veliler ve diğer harika sahipleri, böyle bir iddiada bulunamazlar.

3-
Mu'cize gösteren peygamberler, her türlü ahlâkî fazilet ve üstün vasıflarla muttasıf birer ahlâk
ve fazilet timsali olurlar. O kadar ki, bu halleri de, onların peygamberliklerine delâlet eden birer
hârika derecesinde görülür. Bu sebeble, vehbî olan peygamberlik sıfatlarıyla muttasıf
olmayanlar, mucize gösteremezler (Fazla bilgi için bk. Şerhu'l-Mevâkıf III, 177-181,
Şerhu'l-Makâsıd, II, 130-135, İslâm'da İman ve Esasları 204-220).



Ali Arslan
AYDIN








[ Geri Dön ]

Şamil İslam Ansiklopedisi

Veri Tabanını Hazırlayan © Gönderen: Damlalar.Net -Her Damlada Bir Nefes! - (769 okuma)




PHP-Nuke Copyright © 2004 by Francisco Burzi. This is free software, and you may redistribute it under the GPL. PHP-Nuke comes with absolutely no warranty, for details, see the license.
Sayfa Üretimi: 0.10 Saniye
[ Uluyol.Net - İslam tarihi - Kur'an Meali - Hz.Muhammed - Hadisler - Sahabeler - Evliyaların Hayatı - İlmihal - Uluyol.Com - Islami Portal - İslami Forum - Rüya Tabiri - Şifalı Bitkiler ]
Uluyol.Net - Aydınlığa Giden Yol İslami ve Temiz İçerikli Siteler Listesi islami site dini site islamiyet İslam & İslamiyet - Kevser.Org - İslami Portalınız! İslami Site islami siteler listesi islam - islamiyet - islami site - dini site